Halfeti Tekne Turu
Şanlı Urfa
İlk Hikâyeler (Öyküler):
1. İlk Hikâye Örneği: Letâif-i Rivayat, Ahmet Mithat Efendi -1870
2. Batılı Anlamda İlk Hikâye Denemesi: Küçük Şeyler, Sami Paşazade Sezai - 1892
İlk Romanlar:
1. İlk Çeviri Roman: Tercüme-i Telemak (Fenelon), Yusuf Kâmil Paşa
2. İlk Yerli Roman Denemesi: Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, Şemsettin Sami
3. İlk Edebî Roman: İntibah, Namık Kemal
4. İlk Realist Roman Denemesi: Araba Sevdası, Recaizade Mahmut Ekrem
5. İlk Köy Romanı Denemesi: Karabibik, Nabizade Nazım
6. İlk Psikolojik Roman Denemesi: Zehra, Nabizade Nazım
7. İlk Psikolojik Roman: Eylül, Mehmet Rauf
8. Batı Tekniğine Uygun İlk Realist Roman: Mai ve Siyah, Halit Ziya Uşaklıgil
9. İlk psikolojik roman denemesi, ilk Naturalist ve tezli roman: Zehra, Nabizade Nazım
10. İlk Tarihî Roman Denemesi: Yeniçeriler, Ahmet Mithat Efendi
11- İlk Tarihî Roman Örneği: Cezmi, Namık Kemal
12. İlk Kadın Romancımız - Fatma Aliye Hanım
13. İlk polisiye roman: Esrar-ı Cinayet, Ahmet Mithat Efendi
14. Kurtuluş Savaşını Doğrudan İşleyen Romanımız- Ateşten Gömlek - Halide Edip Adıvar
İlk Tiyatrolar:
1. Sahnelenen İlk Tiyatro Eseri - Vatan Yahut Silistre -Namık Kemal
2. İlk Tiyatro Eseri: Şair Evlenmesi, Şinasi
3. Heceyle Yazılan İlk Manzum Tiyatro Eseri: Nesteren, Abdülhak Hamit Tarhan
4. İlk Uyarlama Tiyatro Eserinin Yazarı - Ahmet Vefik Paşa
5. Edebiyatımızda Epik Tiyatronun Kurucusu - Haldun Taner
6. Hece ile Yazılan ilk Manzum Tiyatro Örneği - Binnaz - Yusuf Ziya Ortaç
7. İlk Epik Tiyatro örneği - Keşanlı Ali Destanı- Haldun Taner
İlk Şiirler:
1. Fransızca'dan İlk Şiir Çevirileri Yapan ve İlk Folklor İncelemesi Çalışmaları Yapan Sanatçı: Şinasi
2. İlk Şiir Antolojisi: Harabat, Ziya Paşa
3. İlk Mensur Şiir Örnekleri - Mensur Şiirler - Halit Ziya Uşaklıgil
4. Edebiyatımızda İlk Kafiyesiz Şiir Denemesi-Validem - Abdulhak Hamit Tarhan
5. İlk Köy Şiiri Örneği - Köylü Kızların Şarkısı - Muallim Naci
6. Edebiyatımızda ilk Çocuk Şiiri Örnekleri - Şermin -Tevfik Fikret
7. İlk Pastoral Şiir Örneği - Sahra - Abdulhak Hamit Tahran
8. Aruzu Türkçe'ye Uyarlayan İlk Şair - Tevfik Fikret
9. Tasavvuf Edebiyatının Kurucusu ve Bu Yönde şiirler Yazan İlk Şair - Hoca Ahmet Yesevi
10. Bilinen İlk Türk Şair - Aprınçor Tigin
11. Bilinen ilk Türk Yazar -Yollug Tigin
12. Edebiyatımızda Aruzla Yazılan İlk Eser: Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib
13. İlk Hamse Sahibi: Ali Şir Nevaî
14. İlk Divan Şairimiz - Hoca Dehhanî
15. İlk Didaktik Eser Örneği - Kutadgu Bilig - Yusuf Has Hacib
İlk Gazeteler:
1. Edebiyatımızda İlk Özel Gazeteyi Çıkaran, Noktalama İşaretlerini İlk Kullanan Sanatçı: Şinasi
2. İlk Resmî Türkçe Gazete: Takvim-i Vakayi - 1831
3. İlk Yarı Resmi Türkçe Gazete: Ceride-i Havadis -1832
4. İlk Özel Türkçe Gazete : Tercüman-ı Ahval - 1860
Ayrıca bakınız-> Tanzimat Dönemi Gazeteler
Diğer İlkler:
1. Edebiyatımızda İlk Fabl Örneği: Harnam, Şeyhî
2- Edebiyatımızda Batılı Anlamda İlk Fabl Örneği: Eşek İle Tilki Hikâyesi, Şinasi
3. İlk Makale Örneği: Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi, Şinasi - 1860
4. İlk Eleştiri Örneği: Namık Kemal - 1866
5. Edebiyatımızdaki En Önemli Gezi Yazısı Örneği:Seyahatname, Evliya Çelebi
6. Edebiyatımızda Günlük Terimini İlk Kullanan yazar: Falih Rıfkı Atay
7. İlk tezkire : Mecalisü'n-Nefais, Ali Şir Nevaî
8. Anadolu Sahasında Yazılan İlk Tezkire: Heşt Behişt, Edirneli Sehî Bey
9. İlk Söylev (Nutuk): Göktürk Yazıtları (Orhun Abideleri)
10. İslâmî Dönem Türk Edebiyatı İlk Yazılı Eser : Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib
11. Edebiyatımızda İlk Mesnevi Örneği: Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib
12. Edebiyatımızda İlk Siyasetname Örneği: Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib
13. Batı Etkisindeki Türk Edebiyatında Bilinçli İlk Temsilcisi: Şinasi
14. Edebiyatımızdaki İlk Atasözleri Derlemesi: Durub-ı Emsal-i Osmaniye, Şinasi
15. İlk Bibliyografya: Keşfu'z-Zünun, Kâtip Çelebi
16. İlk Hatıra Kitabı: Babürnâme, Babürşah - 16.yy.
17. İlk Mizah Dergisi: Diyojen, Teodor Kasap
18. İlk Edebî Bildiriyi Yayımlayan Topluluk - Fecr-i Ati Topluluğu
19. İlk Yazılı Edebî Metin ve Türk Adının Geçtiği İlk Metin - Göktürk Yazıtları
20. Türk Dilinin İlk Sözlüğü ve İlk Dilbilgisi Kitabı -Divanü Lügati't-Türk - Kâşgarlı Mahmut
21. İlk Türkçe Sözlük - Kamus-ı Türkî - Şemsettin Sami
22. İlk Edebiyat Tarihçimiz - Abdulhalim Memduh Efendi
23. Batılı Anlamda İlk Edebiyat Tarihçimiz - Mehmet Fuat Köprülü
24. Türkçe'nin İlk Dilbilgisi Kitabı - Sarf-ı Türkî - Süleyman Paşa
25. İlk Alfabemiz - Göktürk Alfabesi
26. Edebiyatımızda Milli Edebiyatın Açılmasına öncülük eden - Mehmet Emin Yurdakul
27. İlk Türk Destanı - Alp Er Tunga Destanı
28. Süslü Nesrin İlk Temsilcisi - Sinan Paşa
29. Dilde Sadeleşmeyi Savunan ilk Yayın Organı - Genç Kalemler
30. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Kurulan ilk Edebî Topluluk - Yedi Meşaleciler
31. Edebiyatımızda Yayımlanan ilk Ortak Kitap - Yedi Meşale
32. Edebiyatımızda Yayımlanan İkinci Ortak Kitap - Garip
33. İlk Röportaj örneği - Rüya - Ziya Paşa
34. İlk Dergi örneği - Mecmua-ı Fünun - Münif Paşa-1861
35. Batılı anlamda İlk Günlük Örneği- Seyahat Jurnali- Direktör Ali Bey
36. Türkî-i Basit Akımının Öncüsü - Aydınlı Visali -15.y.y.
37. Türkî-i Basit Akımının En güçlü Temsilcileri - Edirneli Nazmi ve Tatavlalı Mahremi
39. Sebk-i Hindi Akımının En Güçlü Temsilcisi - Şeyh Galip-18.yy.
40. İlk fıkra yazarımız- Ahmet Rasim
Dünya Edebiyatında İlkler
1. Dünya Edebiyatında Hikâye Türünün ilk Örneği: Decameron Öyküleri - Giovanni Boccacio
2. Dünya Edebiyatında Deneme Türünün ilk Örneği: Denemeler - Montaigne
3. Dünya Edebiyatında İlk Modern Roman Örneği: Don Kişot - Cervantes
4. Dünya Edebiyatında ilk Realist Roman Örneği: Mademe Bovary - Gustave Flaubert
5. Dünyanın Bilinen İlk Destanı: Gılgamış Destanı -Sümerler
6. Komedi Türünün ilk Temsilcisi: Aristofanes
7. Trajedi Türünün ilk Temsilcisi: Aiskylos
8. Bilinen ilk Fabl Örneği: Pança Tantra (Kelile ve Dimne) - Hint Edebiyatı
Yerçekimi:
- Eğer daha güçlü olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla amonyak ve metan biriktirir, bu da yaşam için çok olumsuz olurdu.
- Eğer daha zayıf olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla su kaybeder, canlılık mümkün olmazdı.
Güneş'e uzaklık:
- Eğer daha fazla olsaydı: Gezegen çok soğur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, gezegen buzul çağına girerdi.
- Eğer daha yakın olsaydı: Gezegen kavrulur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, yaşam imkansızlaşırdı.
Yerkabuğunun kalınlığı:
- Eğer daha kalın olsaydı: Atmosferden yerkabuğuna çok fazla miktarda oksijen transfer edilirdi.
- Eğer daha ince olsaydı: Hayatı imkansız kılacak kadar fazla sayıda volkanik hareket olurdu.
Dünya'nın kendi çevresindeki dönme hızı:
- Eğer daha yavaş olsaydı: Gece gündüz arası ısı farkları çok yüksek olurdu.
- Eğer daha hızlı olsaydı: Atmosfer rüzgarları çok çok büyük hızlara ulaşır, kasırgalar ve tufanlar hayatı imkansızlaştırırdı.
Dünya'nın manyetik alanı:
- Eğer daha güçlü olsaydı: Çok sert elektromanyetik fırtınalar olurdu.
- Eğer daha zayıf olsaydı: Güneş rüzgarı denilen ve Güneş'ten fırlatılan zararlı partiküllere karşı Dünya'nın koruması kalkardı. Her iki durumda da yaşam imkansız olurdu.
Albedo etkisi: (Yeryüzünden yansıyan güneş ışığının, yeryüzüne ulaşan güneş ışığına oranı)
- Eğer daha fazla olsaydı: Hızla buzul çağına girilirdi.
- Eğer daha az olsaydı: Sera etkisi aşırı ısınmaya neden olur, Dünya önce buzdağlarının erimesiyle sular altında kalır daha sonra kavrulurdu.
Atmosferdeki oksijen ve azot oranı:
- Eğer daha fazla olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde hızlanırdı.
- Eğer daha az olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde yavaşlardı.
Atmosferdeki karbondioksit ve su oranı:
- Eğer daha fazla olsaydı: Atmosfer çok fazla ısınırdı.
- Eğer daha az olsaydı: Atmosfer ısısı düşerdi.
Ozon tabakasının kalınlığı:
- Eğer daha fazla olsaydı: Yeryüzü ısısı çok düşerdi.
- Eğer daha az olsaydı: Yeryüzü aşırı ısınır, Güneş'ten gelen zararlı ultraviole ışınlarına karşı bir koruma kalmazdı.
Sismik (deprem) hareketleri:
- Eğer daha fazla olsaydı: Canlılar için sürekli bir yıkım olurdu.
- Eğer daha az olsaydı: Okyanus zeminindeki besinler suya karışmaz, okyanus ve deniz yaşamı dolayısıyla bütün Dünya canlıları olumsuz etkilenirdi.
Dünya'nın ekseninin eğikliği:
Dünyanın ekseni yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.
Güneş'in büyüklüğü:
Güneş'in yerinde daha küçük bir yıldızın var olması, Dünya'nın aşırı derecede soğumasına, büyük bir yıldızın var olması ise Dünya'nın sıcaktan kavrulmasına neden olurdu.
Ay ile Dünya arasındaki çekim etkisi:
- Eğer daha fazla olsaydı: Ay'ın şiddetli çekiminin, atmosfer şartları, Dünya'nın kendi eksenindeki dönüş hızı ve okyanuslardaki gelgitler üzerinde çok sert etkileri olurdu.
- Eğer daha az olsaydı: Şiddetli iklim değişikliklerine neden olurdu.
Ay ile Dünya arasındaki mesafe:
- Eğer biraz daha yakın olsaydı, Ay Dünya'ya çarpardı.
- Eğer biraz daha uzak olsaydı Ay uzayda kaybolur giderdi.
- Eğer biraz daha az yakın olsaydı, Ay'ın Dünya üzerinde meydana getirdiği gel-git ler tehlikeli boyutlarda büyürdü. Okyanus dalgaları, kıtaların alçak yerlerini kaplardı. Bunun sonucunda ortaya çıkan sürtünme okyanusların ısısını artırır ve Dünya'da yaşam için gerekli olan hassas ısı dengesi yok olurdu.
- Eğer biraz daha az uzakta olsaydı, gelgit olayları azalırdı ve bu da okyanusların daha hareketsiz olmasına neden olurdu. Durgun su denizdeki hayatı tehlikeye sokar, bununla birlikte soluduğumuz havadaki oksijen oranı tehlikeye girerdi.
Endüstri Devrimi için hayata yeni bir soluk
Prof. Dr. Seth Shostak, SETI Enstitüsü kıdemli astronomu ve Confessions of an Alien Hunter (Bir Yaratık Avcısının İtirafları) adlı kitabın yazarı
James Watt'ın buhar motoru 1700'lerin sonunda dünya genelinde fabrikaları çalıştırdı. Zekice akıl edilmiş ayrı bir soğutucu kullanma fikri silindirin sürekli ısıtılıp soğutulması derdini ortadan kaldırarak, motoru atası Newcomen motorundan çok daha verimli hale getirdi.
"Pratik buharlı lokomotif insanlık tarihinin gidişatını değiştirdi, hayatların çaresiz bir şekilde donuk, kısa ve yabani geçtiği 10.000 neslin sonunu getirdi. Bir daha asla hep birden yoksul ve hareketsiz kalmayacaktık."
Seth Shostak
Buhar motorundan elde edilecek enerjinin ileriye doğru hareketi sağlamada kullanılabileceği fikrini ortaya atmak an meselesiydi artık. İlk buharlı taşıtı kimin yaptığı meselesi hala tartışmalıdır. Nicolas-Joseph Cugnot top namlusu gibi şeyleri taşıyan üç tekerlekli buharlı vagonu yaptı. Ancak yola elverişli ilk buharlı lokomotifi yapma onuru genellikle Richard Trevithick'e ithaf edilir.
Trevithick'in, 1801'de yaptığı ve Noel akşamı bir köyden diğerine birkaç kişi taşıdığı "Puflayan Şeytan"ı üç gün sonra bozulup alevler içinde kaldı. Trevithick patenti alıp gelişmiş modeller üzerinde çalıştı. Ne yazık ki hiç rahat değillerdi, üstelik bu aletleri kullanmak at arabalarından daha pahalıya mal olurken onları üretmenin bir manası yoktu. Yeni bir uygulamaya ihtiyaç vardı.
1804'te, Trevithick'in en yeni lokomotifi Galler'in güneyindeki Penydarren Demir-yolları'nda on tonluk demir yükünü taşıma iddiasıyla ortaya çıktı. 21 Şubat'ta, beklentileri aşarak tam 16 km yol katetti. Trevithick sonunda buharlı lokomotifleri insanlığın hizmetine vermeyi başarmıştı. Adam dahiydi, ama iş dünyasından pek anlamadığından iflas etti. Yurdundan uzakta, Güney Amerika'da seyahat ederken, işten anlayan uyanık mucitler onun icadını geliştirmek için harıl harıl çalışıyorlardı. Bunlardan biri de "demiryolunun babası" sayılan mühendis George Stephenson'dı.
Buharlı lokomotifler geliştikçe, üzerinde gittikleri yollar da gelişti. İlk demiryolları madenler arasında yük vagonlarını
taşıyan kalaslardan yapılmıştı. Buharlı lokomotiflerle beraber kalaslar bu ağırlığı kaldıramaz oldu. Kalaslara hasar veren sayısız lokomotif kazasından sonra bir alternatif bulmak artık farzdı. Dökme demirden yollar hala çok kırılgandı, ama Stephenson işlenmiş demirden daha sağlam yollar yapmak ve lokomotif tekerleklerinin sayısını artırarak yükü düzgün dağıtmak üzere çalışıyordu.
1820'de Herton'dan Sunderland'e 13 kilometrelik bir demiryolu yapma işi Stephenson'a verildi. Bu yol hayvan gücünün kullanılmadığı ilk tren yoluydu. Stephenson devrim niteliğindeki süper hızlı lokomotifiyle ününe ün katacaktı.
İsmini tam anlamıyla hak eden Rocket, sıcak egzoz gazlarını dışarı atmak ve daha fazla buhar çıkarmak için kazan boyunca uzanan 25 bakır boruya sahipti. 1829'da Stephenson, lokomotifiyle Liverpool'daki Rainhill denemelerine katıldı. Ağırlığının üç katı bir yük çekmesine rağmen hızı saatte 19 kilometreyi buldu. Yolcuları taşıdığı diğer bir denemede ise attan daha hızlı giderek saatte 39 kilometreye ulaştı ve o güne kadar hiçbir taşıtın almadığı övgüyü aldı. Denemelerden başarıyla geçen Rocket tam 67 yıl hizmet verecekti.
Bu hızlarda uzun mesafe yolculuğu çoğu insan için makul bir seçenek sunarken, kömürün ülke genelinde daha çabuk taşınması ile madencilik de adeta yeniden hayat buldu. Buharlı makineler, 150 yıldır endüstri ve taşımacılığa hükmetmeye devam ediyor.
Bunları Biliyor Muydunuz?
~ Silindirin açılan vanası yüksek basınçta buhar saldığında "çuf-çuf" sesi çıkar.
~ Şimdiye kadarki en hızlı buharlı lokomotif saatte 204 km hızla Mallar idi.
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti’nde, batı tarzı idare ve fikirlerin gelişip yayılması için çalışanlara verilen isim.
“Yeni Osmanlılar” veya “Genç Türkler” de denilen bu grup mensupları, Avrupalıların verdikleri Fransızca “Jeunnes Turcs” adıyla meşhur olmuşlardır. Bu tabir, umumî olarak, o yıllarda Avrupa’da politika, fikir ve edebiyatta aşırılık taraftarı gençlere veriliyordu. Yeni Osmanlılar için ise, ilk defa Mustafa Fazıl Paşanın yayınladığı bir mektupta, “Yeni Osmanlılar” karşılığı olarak kullanılmıştır. Daha sonraları Namık Kemal ve Ali Süâvî tarafından da benimsenerek, Türkçe’ye yerleştirilen bu tabir, uzun süre, Osmanlı topraklarında yetişen, devlet idaresine karşı gelen ve yabancılar tarafından yönlendirilen ihtilâlcilerin tamamının ortak adı olmuştur.
Yeni Osmanlılar Cemiyeti, 1789 Fransız İhtilâlinden sonra Avrupa’da süren 1830 ve 1848 ihtilâllerine ve bunların neticesinde ortaya çıkan fikir hareketlerine heveslenenler tarafından, 1865’te, gizli bir teşkilât olarak, İstanbul’da kuruldu. Yine bu tarihte, Mısır Hidivi Kavalalı İsmail Paşa, veraset usulünü değiştirerek, kardeşi Mustafa Fazıl Paşayı bütün haklarından mahrum etti. İkbal küskünü olan bu paşa, Abdülaziz Han’a ve üst kademe devlet adamlarına düşman kesildi. İntikam için, Jön Türklerin arasına katıldı ve başlarına geçerek, onları bilhassa maddî yönden büyük çapta destekledi.
Mustafa Fazıl Paşanın, Abdülaziz Hana hitaben, Paris’te yazdığı ve küstahça ifadelerin yer aldığı mektup, 1867’de Türkçe’ye tercüme edilerek, Tasvîr-i Efkâr Gazetesi’nde yayınlandı ve Osmanlı ülkesinde binlerce adet bastırılıp dağıtıldı. Mektup, meşrutiyet fikirleri ve meşrutiyetin ilanı arzusu bahanesiyle, Osmanlı Devletine ve bazı devlet ricaline karşı ağır ifadeler ihtiva ediyordu. Bu mektubun akabinde, Mustafa Fâzıl Paşa tarafından Paris’e çağrılan Jön Türkler, onun maddî desteğiyle, Avrupa’da geniş bir yayın faaliyetine giriştiler. Bu yayınların biri sönüp diğeri açılıyor ve sayıları çoğalıyordu. Jön Türkler, bu yayınlarından, mükemmel bir fikir sisteminin ifadesi ve izahından ziyade, belli başlı birkaç nokta üzerinde durdular ve hep aynı şeyleri tekrarladılar. Namık Kemal, Ali Süâvî ve Ziya Paşa gibi meşhur isimlerin, kalemleri ile dile getirdikleri fikirleri, “Osmanlı Devletine meşrutiyet idaresinin getirilmesi ve bütün azınlıklara Avrupaî tarzda hak, hürriyet verilmesi” şeklinde özetlenebilir. Bunların sağlanması için, aralarında birlik kuramadılar. Çoğu, ihtilâl ve kanlı mücadele istedi, bir kısmı da fikrî mücadele taraftarı gözüktü. Abdülaziz Hanın Fransa ve İngiltere ziyaretleri esnasında, Padişahtan af diledikten sonra kendisine nazırlık verilen Mustafa Fazıl Paşa, maksadına kavuşup aralarından ayrıldı. Padişahın bu ziyaretinden sonra, Osmanlı Devleti ile dost geçinmek mecburiyetini hisseden Fransa ve İngiliz hükümetleri, Jön Türklere itibar etmez oldular. Hiçbir devletten destek göremeyen Jön Türkler, bir müddet çeşitli Avrupa şehirlerinde dolaştılar. Bir kısmı İstanbul’a dönüp Padişahtan özür dileyerek devlet kademelerinde görev aldılar. Bazıları da yayıncılık faaliyetlerine devam ettiler. Birinci Meşrutiyetin ilanı ile canlanan Jön Türkler (Yeni Osmanlılar Cemiyeti), zararlı faaliyetleri görülünce, İkinci Abdülhamid Han tarafından kapatılarak ortadan kayboldu. Böylece, Jön Türklerin birinci devre faaliyeti sona erdi.
Bundan sonra, yurt içinde ve dışında kurdukları birçok dernek ve yayınladıkları, sayıları yüze varan dergi ve gazete ile, İkinci Abdülhamid Hanın şahsında devlete karşı kesif bir propagandaya girişen Jön Türkler, sıkı bir işbirliği içinde oldukları Fransız ve İngiliz hükümet çevrelerinden destek gördüler. Nitekim, 4 Şubat 1902’de Paris’te toplanan Birinci Jön Türk Kongresi, Fransız Senatosu üyesi Lafeuvre Contalis’in evinde yapıldı. Bu kongreye, Osmanlı Devletinin hakim olduğu hemen her bölgeden çağrılan delegeler katıldı. Bunlar arasında bulunan her din ve milliyetten insanın ortak vasfı, Osmanlı Devletine karşı olmaktan ibaretti. Bunun dışında, aralarında hiçbir bağ ve fikrî birlik bulunmayan bu insanlar, aralarındaki sen-ben çekişmesi sebebiyle, kongreyi başarısız bir şekilde sona erdirdiler. Delegeler, Osmanlı Devletinin yıkılması hariç, başka hiçbir noktada birlik olamadılar.
27-29 Aralık 1907’de yine Paris’te toplanan İkinci Jön Türk Kongresine; İttihat ve Terakki, Prens Sabahattin’in Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet cemiyetleri yanında, Ermeni Taşnaksutyun Komitesi de katıldı. Kendi aralarında birlik olmamasından yakınılan bu kongrede; Osmanlı Devleti aleyhine en ağır ithamlar yapıldıktan sonra, İran Mebusan Meclisine dostluk telgrafı çekilmesine, Makedonya’daki Rum, Bulgar vs. çetelerinin, devlete karşı olan isyanlarının desteklenmesine, diğer gizli cemiyetlerin birleştirilerek, ihtilâlci yayınlar yapılmasına karar verildi.
Jön Türklerin uzun yıllar devam eden faaliyetlerinde, ön planda meşrutiyet ve hürriyet fikirleri görünüyorsa da, her grup ve şahsın ayrı ayrı maksatları vardı. Azınlıklar istiklâl, hiç değilse muhtariyet kapmak, şahıslar ise şahsî hırs ve arzularını tatmin etmek peşindeydiler. Osmanlı Devletini parçalamak ve yıkmak isteyenler tarafından methedilen Jön Türklerin faaliyetleri ise, devletin yıkılışını hızlandıran belli başlı sebeplerden olmuştur. Batı dünyası karşısındaki tavırlarının taklitten öteye geçememesi, devlet kademelerinde yer almak, meşhur olmak, hattâ Mithat Paşa’da olduğu gibi, kendi ailelerini hanedan yapmak için azınlıklarla, eşkıyalarla, Rum-Ermeni çeteleri ve Avrupa devletleriyle işbirliği yapmaktan çekinmemeleri, bu faaliyetlerin en acı tarafı olmuştur. Netice olarak, Osmanlı topraklarındaki sulh ve sükûnu, dört bir yandan patlak veren ihtilaller, isyanlar, hükümet darbeleri ve savaşlarla yok etmişler, çıkarılan idaresizlik, kargaşa ve savaşlar ortamı içinde, milletin felâketini hazırlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı, Jön Türk faaliyetinin Türkiye’de sonu olmuş, daha önce yaptıkları gibi, yine yurt dışına kaçmışlardır.
kaynak: dallog.com
MEFHAR-İ MEVCÛDÂT: Mahlûkâtın (yaratılmışların) övündüğü Muhammed aleyhisselâm. Mefhar-i mevcûdât efendimizin, güzel huylarınd...