21 Eylül 2021 Salı

EDEBİYATIMIZDAKİ İLKLER


*İlk yarı resmi gazete : Ceride-i Havadis


*İlk edebî roman: Namık Kemal / İntibah


*İlk tarihi roman : Namık Kemal / Cezmi , A. Mithat / Yeniçeri


*İlk özel gazete : Şinasi ile Agah Efendi/ Tercüman-ı Ahval


*İlk pastoral şiir : A.Hamit Tarhan /Sahra


*İlk şiir çevirisini yapan, ilk makaleyi yazan: Şinasî


*Noktalama işaretlerini ilk kez kullanan, ilk Türk gazeteci : Şinasi


*Aruzla ilk manzum tiyatro eseri yazan : A.Hamit Tarhan/Eşber  


*Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri : A. Hamit Tarhan / Nesteren


*İlk bibliyografya: Katip Çelebi / Keşfü’z Zünun


*İlk hatıra kitabı : Babürşah /Babürname


*İlk hamse yazarı : Ali Şir Nevai


*İlk tezkire : Ali Şir Nevai /Mecalisün Nefais


*İlk şiir antolojisi : Ziya Paşa /Harabat


*İlk atasözleri kitabı : Şinasi /Durub-i Emsal-ı Osmaniye


*İlk mizah dergisi : Diyojen /Teodor Kasap


*İlk hikaye kitabı : A.Mithat Efendi / Letaif-i Rivayet


 *İlk fıkra yazarı : Ahmet Rasim


*İlk Türkçe yazılan ilk kitap : Yusuf Has Hacip / Kutadgu Bilig


*İlk siyasetname : Yusuf Has Hacip/ Kutadgu Bilig


*Mesnevi tarzında yazılmış ilk eser : Y. H. Hacip / Kutadgu Bilig


*İlk didaktik şiir örneğimiz Kutadgu Bilig


*Aruzla yazılan ilk eserimiz : Kutadgu Bilig


*İlk mensur şiir örneklerini veren : Halit Ziya Uşaklıgil


*Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan : Mehmet Emin Yurdakul


*İlk makale : Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi


*İlk edebi bildiriyi yayımlayan topluluk : Fecr-i Ati (Servet-i Fünün)


*İlk seyahatname : Seydi Ali Reis / Miratül Memalik


*İlk Edebiyat tarihçimiz: Abdulhalim Memduh Efendi


*Batı anlayışındaki ilk edebiyat tarihçimiz : Fuat Köprülü


*Sahnelenen ilk tiyatro : Namık Kemal / Vatan yahut Silistre


*Kafiyeyi şiire serperek klasik nazım şekillerinden farklı ilk örnekleri veren:T.Fikret


*Türkçenin ilk dil bilgisi kitabı : Süleyman Paşa / Sarf-ı Türki


*İlk natüralist eserimizin yazarı : Nabizade Nazım / Zehra


*Divan Edebiyatında mahallileşme akımının temsilcisi: Nedim


*Şarkı nazım türünü ilk kullanan: Nedim


*İlk tarih ve coğrafya ansiklopedisi : Kamusul Alam


*İlk sözlüğümüz : Kaşgarlı Mahmut / Divan-ı Lügat-it Türk


*İlk Türkçe sözlük : Şemsettin Sami / Kamus-ı Türki


*İlk özdeyiş örneklerini veren : Ali Bey / Lehçet’ül Hakayık


*Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin : Orhun Abideleri (Göktürk Kitabeleri)


*Edebiyatımızda objektif eleştirinin nasıl olacağını ilk açıklayan: R.M. Ekrem


*Edebiyatımızdaki milli dönemin açılmasına öncülük eden: M.Emin Yurdakul


*Konuşma diliyle yazılmış ilk hikayenin yazarı : Ömer Seyfettin


*Edebiyatımızda ilk kafiyesiz şiirini yazan : A. Hamit Tarhan / Validem


*İlk köy şiiri : Muallim Naci / Köylü Kızların Şarkısı


*İlk alfabemiz : Göktürk Alfabesi


*Tekke şiirinin kurucusu : Ahmet Yesevi


*İlk Türk destanı : Alp Er Tunga Destanı


*Bizde batılı anlamda ilk eleştiriyi yazan : Namık Kemal


*Bizde epik tiyatro türünün kurucusu : Haldun Taner


*İlk kadın romancımız : Fatma Aliye Hanım


*Süslü nesrin ilk temsilcisi : Sinan Paşa


*Dünyanın halen yaşayan en büyük ve ilk Müslüman Türk Destanı: Kırgızların Manas Destanı


*Edebiyat kelimesini bizde ilk kullanan : Şinasi


*Kurtuluş savaşımızı doğrudan işleyen roman :H.E.Adıvar/Ateşten Gömlek


*İlk uyarlama tiyatro eserinin yazarı : Ahmet Vefik Paşa


*Deneme türünün kurucusu : Montaigne


*İlk divan şairi : Hoca Dehhani


*Hikayede gerçek anlamda ilk kez Anadoluyu işleyen : Refik Halit Karay


*En başarılı psikolojik roman yazarımız: Peyami Safa / 9.Hariciye Koğuşu


ATASÖZLERİ - A

 

- Atılan ok geri dönmez. 

- At ölür meydan (nalı) kalır, yiğit ölür şanı (namı) kalır. 

- Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz. 

- Avradı eri, peyniri deri saklar. 

- Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar. 

- Ayağını yorganına göre uzat. 

- Ayıpsız yar arayan (dost isteyen), yarsız (dostsuz) kalır. 

- Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz. 

- Azıcık aşım, kaygısız (ağrısız, kavgasız) başım. 

- Azıksız yola çıkanın iki gözü el (yabancı) torbasında kalır. 

- Az veren candan, çok veren maldan. 

- Az yiyen az uyur, çok yiyen güç uyur. 


Sümer Medeniyeti

 

M.0. 5000'lerde Güney Mezopotamya'nın (günümüzde Irak) Sümer adıyla bilinen verimli topraklarına çiftçiler yerleşti. Bu mütevazi başlangıç aslında dünyanın ilk büyük medeniyetinin tohumlarını atıyordu.

Dicle ve Fırat nehirleri arasında yaşayan (Mezopotamya, Yunancada "iki nehrin arasındaki toprak" demektir) Sümerli çiftçiler tahıl ve diğer tarım ürünlerini bol  miktarda  yetiştirebiliyorlardı. Temel gıda ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ellerinde kalan üretim fazlası ise onlara yerleşik bir yaşam sürme imkanını sunuyordu. Sümerliler, ellerindeki fazla gıdayı günümüzde Pakistan ve Afganistan sınırlarına kadar uzanan bölgede yaşayan insanlar tarafından üretilen metalleri ve aletleri almak için kullandılar. Verimli fakat sel eğilimi olan arazileri üzerinde hendek  ve kanallardan  oluşan bir ağ sistemi ve drenaj yolları kurmayı başardılar.

M.0.  3000'lerde,  Sümer'de  bir  dizi  şehir  devleti  ortaya  çıktı.

 

Bunların en büyüğü kırk bin insanı barındıran Ur' du. Dünyanın bilinen ilk yazı sistemi Sümer kökenlidir. Başlarda resim yazısı olan Sümer çivi yazısı, aşamalı olarak bir dizi kama biçimli basit simgeden oluşan bir yazı sistemine dönüştü. Metinler kil tabletlere kamış saplarıyla yazılıyordu. Sümerliler aynı zamanda karmaşık bir yönetim ve hukuk sistemi düzenlediler. Tekerlekli araçlar ve çömlekçi çarkları geliştirdiler. Büyük zigguratları , kubbeli ve sütunlu  binalar  inşa ettiler.

ilk büyük Sümer imparatorluğu , M.Ö . yaklaşık 2350 yılında Akad Kralı Sargon (Sümer ' in kuzeyinde yer alan antik bir krallık) tarafından kurulmuştu. Bütün Sümer şehirleri onun kontrolü altında birleşti. İmparatorluk Suriye ' den Basra Körfezi ' ne kadar uzanıyordu. Bu hanedanlık takriben M.0. 2200 yılında yıkıldı. Ancak   M.Ö. 2150' den sonra Ur kralları Sümer otoritesini yeniden kurup, Akadları egemenlikleri altına aldılar. Tahminen M.Ö. 2000 yıllarında, Elamitlerin istilası (Sümer ' in doğusunda yer alan bir medeniyet) ve Ur' un yağmalanmasını takip eden süreçte Sümerliler Amorit egemenliği altına girdi. Yakın gelecekte onlardan geriye kalanlardan büyük şehir devleti Babil doğacaktı.

alıntı. (Bir nefeste dünya tarihi)


Orta Asya Türk Tarihi

 

Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı

Tarihin en eski ve devamlı topluluklarından olan Türkler, yaklaşık dört bin yıllık

geçmişleri boyunca Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında birçok devletler kurdular.

Türklerin ilk yurdu Orta Asya’dır. Orta Asya coğrafyasında bozkır iklimine bağlı olarak

gelişen Türk Kültürüne atlı göçebe kültürü adı verilmektedir.

Türkler Orta Asya’dan batıya( Anadolu, Filistin, Mısır ve Mezopotamya’ya) güneye Çin

ve Hindistan’a kuzeye Sibirya Bölgesi’ne göç ederek yerleştiler.

Büyük göç adı verilen bu göç sonrasında çeşitli devletler kurdular. Bunlar:


Asya ( Büyük ) Hun Devleti

1- Kuzey Hunları,

2- Güney Hunları


Kavimler Göçü( 375) sonrası kurulan devletler


1- Asya’da kurulan devletler

a) Göktürk Devleti

b) II. Göktürk Devleti

c) Uygur Devleti


2- Avrupa’da kurulan devletler

a) Avrupa Hun Devleti

Asya ( Büyük ) Hun Devleti

• Bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır.

• Çin’e akınlar düzenledikleri için Çin İmparatoru Çin Seddi’ni yaptırdı.

• Türk kavimlerini bir bayrak altında toplayan hükümdar Mete’dir.

• Mete’den sonra imparatorluk Kuzey ve Güney Hunları diye ikiye ayrıldı ve zaman içerisinde Çin egemenliğine girdi.

Kavimler Göçü

Hunlar, IV. yüzyılın sonlarına doğru Karadeniz’in kuzeyinden batıya doğru ilerlemeye

başladılar. Karadeniz’in kuzeyinde bulunan ve Romalılar tarafından barbar olarak

adlandırılan kavimleri göçe zorladılar. Bu olaya Kavimler Göçü denmektedir.

Kavimler Göçünün sonuçları:

1- Avrupa’ya gelen kavimler yerli halkla kaynaşarak bugünkü Avrupa milletlerinin

temellerini attılar.

2- Roma İmparatorluğu, 395’de ikiye ayrıldı. 476’da Batı Roma İmparatorluğu

yıkıldı.

3- Avrupa’da Feodalite denen yönetim biçimi ortaya çıktı.

4- İlkçağ sona erdi Ortaçağ başladı.


Avrupa Hun Devleti

*Avrupa’ya gelen Hunlar tarafından kuruldu.

*En parlak dönemleri hükümdar Attila dönemidir.

*Attila sonrasında devletin bütünlüğü korunamadı.


Göktürk Devleti

*IV. yüzyılda Bumin Kağan önderliğinde kuruldu.

*İç karışıklıklar nedeni ve Çin kuşatmasından Doğu ve Batı diye ikiye ayrıldı. Bu iki

devlet sonra Çin egemenliğine girdi.


II. Göktürk ( Kutluk Devleti)

*Çin egemenliğinde yaşayan Göktürkler 682’de Kutluk Kağan önderliğinde

ayaklanarak bağımsız oldular.

*En güçlü hükümdarları Bilge kağan ve Kül Tegindir. Bu dönemde deneyimli vezir

Tonyukuk’un da önemli rolü vardır.

* Tonyukuk, Kül Tegin ve Bilge Kağan için ölümlerinden sonra Orhun Kitabeleri

dikilmiştir.

*Bu devlet Uygurlar tarafından yıkıldı.


Uygurlar

*744’de kuruldu.

* Mani ve Buda dinlerini kabul ettiler.

* Kırgızlar tarafından yıkıldı.

* Yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudurlar.


Orta Asya Türk Devletlerinde Kültür ve Uygarlık

Devlet Yönetimi

• Devletin başında han, kağan, hakan gibi unvanlar taşıyan hükümdar bulunurdu.

• Hükümdarlara Gök- Tanrı tarafından devleti yönetme yetkisi verildiğine inanılır

ve buna kut adı verilirdi.

• Hatun denilen hükümdar eşi devlet yönetimine katılırdı.

• Devlet, ordu ve ekonomi ile ilgili kararlar Kurultay(toy) denilen danışma

nitelikli mecliste alınırdı.


Halfeti





 

Halfeti

Şanlı Urfa

Çeşitli nükteler


Resulullah buyurdu, bir harpten döndüğü gün;

“Geldik küçük cihaddan, büyük cihada bugün.”

  

Kim ki Resulullaha, tâbi olursa eğer,

Sadıklardan olmanın, saadetine erer.

  

Her hâliyle gösterir mümin sadakatini,

İlimle, ihlâs ile yapar ibadetini.

  

Sabretmek; günahlardan sakınmaktır evvela,

Sonra tahammül etmek, gelince dert ve bela.

  

Hayır-şer Allahtandır, takdire sabır gerek

Bütün şerler hayrolur, her hale şükür gerek

 

Lüzumsuz şaka yapmak, cahillik alameti,

Yerinde susmayı bil, istersen selameti.

  

Müslüman Rabbimizden diler af ve merhamet,

Kendisi de herkese, aynı davranır elbet.

  

İyilik ve ihsânda yarışır mümin olan,

Üç günden çok küs durmaz, barışır mümin olan.

Bir hadis-i şerifte şöylece buyurulur;

“Mümin vakâr sahibi, yumuşak huylu olur.”

  

Hikmet, hakkı bâtıldan ayıran bir kuvvettir,

Ruhun idrak gücünü gösteren bir haslettir.

  

İhsân, bir insana hakkından çok vermektir,

Hakkını vermemekse zulmü reva görmektir.

  

Tövbe, pişman olmaktır, söz vererek Allaha,

Yapmamaya çalışmak, o günahı bir daha.

Allahü teâlâdan çok korkmalı müslüman,

Ümit kesmemelidir, rahmetinden de bir an.

  

Sapık şeyh çoğaldıkça, zil takıp oynar şeytan

Kurtulamaz pislikten, rehberi karga olan.

  

Hayâ, çirkin olandan arınma duygusudur,

Bunun esası ise, Allah korkusudur.

  

Felsefeci sonradan olmayı inkâr eder.

Der ki bu âlem böyle gelmiş böyle gider.

  

Şükreden kullarını Cenâb-ı Allah sever

İmansız ölmek vardır, şükredilmezse eğer.

  

Sabır, Haktan gelene, razı olmak demektir

Her işte ve her zaman Allaha şükretmektir.

  

Günah işleyenlere kâfir dememelidir,

Müslüman olanlara, hüsnü zan etmelidir.

  

Tevazu orta yoldur, ne gurur, ne de zül’dür,

Zıddına  kibir denir, fazlası tezellül’dür.

  

İyi bil kibirdendir hep tevazu göstermek, 

Bu âciz ve günahkâr diye kendini yermek.

  

Ayrılır ruh bedenden, ölüm gelir muhakkak

Gün gelir herkes için, vâki olur emr-i Hak 

  

Dünya menfaatini kalblerinden çıkaran

Allah adamlarına denir salih müslüman 

  

Hayat imtihanının gayet zor olanı var:

Herkese ömür boyu, namus imtihanı var.

  

Haset etmemek için, o kimseyi metheyle,

hediye ver, öğüt ver, iyiliğini söyle.

  

Bizlere esirdir söz, ağzımızdan çıkmadan  

Biz onun esiriyiz, çıkınca ağzımızdan.

  

Kötüleri yaşatmak, iyilere ölümdür, 

Zalimleri affetmek, mazlumlara zulümdür.

  

Sırf yiyip içmek için, koca ömür taşınmaz

Yaşamak için yenir, yemek için yaşanmaz.

  

Şu dünya bir binektir, taşır binersen seni; 

Binmesini bilmezsen, taşıttırır kendini.

  

Öyle sözler vardır ki, keser kanlı savaşı, 

Yine sözler vardır ki, kestirir suçsuz başı.

  

Göz iki, kulak iki, ağzımız ise tektir,

çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerektir.

  

Hârisin gözü açtır, doyma ümidi yoktur.

Fakirlikten hiç korkmaz, kanaatkâr hep toktur.

  

Güler yüzlü olmaya, geç kalma ver kararı

Tebessümün kimseye, asla olmaz zararı.

  

  


Tekerlek

 Tekerlek

Taşımacılığı değiştiren ve makineleri dönüştüren icat


Yazan : Charlie Turner, Top Gear isimli otomobil dergisinin yazı işleri müdürü


Disk sürücülerinden arabalara kadar, hareketli aksamı olan hemen her makinede tekerlek var.


Nesneleri taşımak için kütükler binlerce yıldır kullanılsa da, ilk tekerleğin ne zaman icat edildiği veya ne için kullanıldığı tam olarak bilinmiyor. Öte yandan MÖ 3500 civarına ait bir çömlekçi tekerleği bulunduğundan, o zamanlarda bile tekerleğin var olduğunu biliyoruz.


2002 yılında, Slovenya'da Ljubljana yakınlarındaki bir bataklıkta, bilinen en eski taşıt tekerleği ve dingili bulundu. Çamurlu su, normalde iyi muhafaza edilemeyen ahşabı bakteri ve mantarlardan korumuştu. Radyokarbon yaş tayinine göre tekerleğin yaşı 5100 ile 5350 arasında değişiyordu.


Kil tabletlerden öğrendiğimize göre, tekerleklerin taşıtlarda kullanılması hemen olmuyor, çünkü toprağı öküzler sürerken, insanları da develerden atlara kadar çeşitli hayvanlar kolaylıkla taşıyor.


Taşıtlarda Tekerleğin Kullanılması


MÖ 3300- 3000 İlk taşıt tekerleği sert odundan yapılarak dingille bağlandı.

MÖ 3000 Metal şeritler ve çivilerle desteklenen sert kasnaklar, tekerlekleri daha dayanıklı hale getirdi.

MÖ 2600 Daha ince ve hafif kalaslar yük arabalarını, yavaşlatıp hantallaştıran sert tahta tekerleklerin yerini aldı.

MÖ 1600 Mısırlılar parmaklıklı tekerleği icat etti.

MÖ 800- 600 Keltler ön dingilleri bir milin üzerinde döndürdüler, bu da taşıtın manevra kapasitesini artırdı.

1400-1500 İlk dış lastik –demir bantlar– tekerlek jantını takviye etti.

1820'ler Metal tekerlek göbeğinin icadı ağır buharlı taşıtların tekerlek parmaklığını kırmadan

yol almalarını sağladı.

1846 Robert William Thomsen hava basınçlı dış lastiğin –şişkin lastik kayış– patentini aldı.

1967 Çelikten daha hafif olan ve frenlerden çıkan ısıyı daha etkin dağıtan alaşım tekerlekler icat edildi.


Tüm bunlara ek olarak, taşıtlar tekerleklerin rahatça ilerleyebileceği yollar olmadan çabuk ve verimli hareket edemiyordu, ancak buna uygun yolların yapılması da talebe bağlıydı. Sonunda daha uygun yollar inşa edildi, fakat birkaç asır sonra da tekerlek ve taşıt tasarımının evrilememesi başka bir paradoksa yol açtı. Neyse ki modern yol planlamaları bu sorunu da çözdü.


Fransız Pierre Marie Jérôme Trésaguet, 1700'lerin ortalarında bilimi yol yapımının hizmetine sundu. Tasarımları yolun her iki yanında kavisli kenarları ve su yollarını içeriyordu. Ama asıl önemli buluşu, büyük taşlardan oluşan zeminin üzerini ince tabaka küçük taşlarla örtme fikriydi. Bu zekice fikir sayesinde, trafik aktığında taşlar birbirlerine kenetlenerek güçlü bir yüzey oluşturuyordu.


İskoç John Loudon McAdam bu tasarımı geliştirerek, 1820'lerde güçlü ve dayanıklı bir yüzey oluşturmak için sıkıştırılmış kırık taş kütlesini çimentoyla karıştırdı. Derken 1901'de Edgar Purnell Hooley, icadı "asfalt"ın patentini aldı: Çakıl ve yoğun bir zift karışımı. Yol yapımı malzemeleri geliştikçe tekerlek tasarımı da alıp başını gitti ve taşıtlar giderek daha da hızlandılar.


DÎNİ SÖZLÜK “M”

  MEFHAR-İ MEVCÛDÂT:   Mahlûkâtın (yaratılmışların) övündüğü Muhammed aleyhisselâm.   Mefhar-i mevcûdât efendimizin, güzel huylarınd...