12 Ekim 2021 Salı
11 Ekim 2021 Pazartesi
Hitit İmparatorluğu
Bronz çagı' nın en büyük güçlerinden biri olan, Hititler adıyla bilinen savaşçı halk, günümüz Türkiye ' sinin büyük bir bölümünü ve Suriye' yi yak1aşık bin yıl boyunca yönetti. En geniş sınırlarına M.Ö. 1450 - M.Ö. 1200 yılları arasında ulaşan Hititler, Babil ve Asur imparatorlukları ve Antik Mısır ile mücadele etti.
Hititlerle ilgili bilgilerimizin büyük bölümü 1906 yılında Türkiye ' deki Hattuşa'ta keşfedilen çivi yazılı on bin adet kil tabletten gelmektedir. Diğer antik şehirlerinden geriye kalanlarla birlikte bu tabletler, Hititlerin M.Ö. 3000 yıllarından sonra Karadeniz ' in kuzeyindeki bir bölgeden Anadolu' ya (Bir başka deyişle Küçük Asya'ya) geldiklerini ortaya koymaktadır. Bu bölge günümüzde Türkiye ' nin Asya topraklarını teşkil etmektedir. Hititler ata binip, at arabaları kullanıp bronz hançerler kullanıyorlardı. Hitit dominyonları, M.Ö. 2000 'de bir imparatorluk çatısı altında birleştiler. Başkentleri Hattuşa oldu. ilk Hitit krallarından olan I. Hattuşili (M.Ö. 1650-1620) Suriye' yi işgal etti. Halefi I. Murşili, Babil' i yağmaladı. Ne var ki Murşili öldürüldükten sonra Hitit istilası başarısız oldu.
M.Ö. 1450 ' de Hitit imparatorluğu ' nun yükselişi başladı. M.Ö. 1380 'de büyük Hitit Kralı Suppiluliuma, Suriye'den günümüzde israil sınırları içerisinde yer alan Kenan bölgesine dek uzanan bir imparatorluk yarattı. Onun soyundan gelen Muwatallis zamanında Mısır ve Hitit imparatorluğu Suriye'de egemenlik kurmak için birbirleriyle mücadele ettiler. Bu süreçte, Mısir Firavunu II. Ramses 'le Muwatallis arasında Kadeş'te yaşanan çok şiddetli savaş, tarihte önemli bir üne sahiptir (y. M.Ö. 1300).
Hititlerin, demiri büyük ölçeklerde üreten ve üretilen demiri alet ve silah yapımında kullanan ilk medeniyet olduğu düşünülmektedir. Bu özellikleriyle Hititler, Demir çağını başlatmışlardır (Demir, birkaç yüzyıl sonra bile birçok medeniyet tarafından hala kullanılmamıştı). Aralarında Ege denizi halklarının (Doğu Akdeniz kökenli
göçmenlerin nasıl oluşturulduğu tam bilinmeyen koalisyonu) da bulunduğu göçmenlerin yaklaşık olarak M.Ö. 1193 yılında bölgeyi istila etmeleri ile birlikte Hititler aniden çöküş sürecine girdiler.
10 Ekim 2021 Pazar
Yaşanmış en düşük ve en yüksek sıcaklık kaç derecedir?
Şimdiye kadar dünyamızda tespit edilebilen en düşük sıcaklık güney kutbunda eksi 89.6 derece ile Antartika Vostok istasyonunda ölçülmüştür. Sanılmasın ki güney kutbu devamlı kar yağışı aldığı için dünyanın en soğuk yeridir. Antartika daima karla kaplı olmasına rağmen dünyanın en az yağış alan çöllerinden daha kuraktır. Soğuk hava çok uzun aralıklar da olsa düşen her yağışı dondurup, koruduğu için sürekli kar ve buzlarla örtülüdür.
Ortalama sıcaklık olarak güney kutbu eksi 49 derece ile kuzey kutbundan 2 derece daha soğuktur. Çünkü güney kutbu deniz seviyesinden daha yüksektir, güneşten daha az ışık alır ve güneşin gittiği zamanlarda bu ışığın getirdiği ısıyı süratle kaybeder. Dünyadaki buzların yüzde 90'ı güney kutbundadır, buzlar denizin altında 600 metre derinliğe kadar iner. Yaşam ancak buz parçalarının kıyılarında penguen ve fok sürüleri olarak görülür.
Kuzey kutbu, altında hiçbir kara parçası olmaksızın, denizin üstünde yüzen bir buz kütlesidir. Kuzey kutbunda bulabileceğiniz her taş mutlaka göktaşıdır.
Dünyamızda ölçülebilecek en düşük soğukluk eksi 273 derecedir. Bundan daha düşük sıcaklıkta moleküller hareket edemeyeceği için buna 'mutlak sıfır' denilir.
Dünya üzerindeki ortalama sıcaklık 5-10 derece artsa Grönland ve Antartika'daki buzullar erir, okyanuslardaki su düzeyi 100 metre artar ve tabii dünya haritası da önemli bir şekilde değişirdi.
Dünyada bugüne kadar saptanabilen en yüksek sıcaklık gölgede 58 derece olarak 13 Eylül 1922 tarihinde Libya'da El-Azizia'da ölçülmüştür.
Tabii en yüksek sıcaklık insanı en fazla rahatsız eden sıcaklık anlamına gelmez. Burada havadaki nemin, yani rutubetin çok önemli bir yolu vardır. Göremeyiz ama havanın içinde su da, daha doğrusu su buharı da vardır. Atmosferde bulunan su miktarı toplanabilseydi, dünya yüzeyini 2.5 santimetre kalınlığında bir su tabakası kaplardı.
Ancak havanın içine alabileceği su miktarının bir sınırı vardır. Bu suya doyma seviyesine gelince hava artık içine su alamaz. İnsanlar terleyince ter buharlaşıp havaya karışamaz ve artık terleyemezler, rahatlayamazlar. Çok kuru bir havada 35 derecede terleyebildiğiniz için fazla bir rahatsızlık duymaya bilirseniz de, nemli, suya doymuş havada 25 derece bile bunalma hissi verebilir.
DÎNİ SÖZLÜK “M”
MEFHAR-İ MEVCÛDÂT: Mahlûkâtın (yaratılmışların) övündüğü Muhammed aleyhisselâm. Mefhar-i mevcûdât efendimizin, güzel huylarınd...
-
Sıcaklığın değişimi ve bu değişime etki eden koşullar, iklim özelliklerinin belirlenmesindeki önemli unsurlardan biridir. Bu çerçeve...
-
El-Farabi (d.870 Farab- ö.950 Şam) Asıl adı, Muhammed bin Tarhan bin Uzlug olan ve Batı kaynaklarında “Alpharabius” adıyla anılan Farabi,...
-
Şamanın İcraatları Normal şartlar altında, ruhlar âlemiyle bağlantıya geçmeden çözülemeyeceğine inanılan durumlarda, şamanın yardımına baş...