MEGÂZÎ:
Harp tarihi, gazâlara (savaşlara)
dâir bilgiler, menkıbeler, hikâyeler.
Megâzî
kitabları, dînin temeline âit kitablardan değildir. İslâm dîninin sağlamlığı
megâzî kitaplarının doğruluğuna bağlı değildir. Bu kitaplarda mübâlağa
(abartma) bulunur. Bunlar, târih kitabı gibidir. (Abdülhakîm-i Arvâsî)
Megâzî sâhasında ilk yazılan kitap
Vâkıdî'nin Megâzî'sidir. (Kâtib Çelebi)
MEHÂRİC-İ
HURÛF:
Kur'ân-ı kerîm harflerinin
herbirinin ağızdan ses olarak çıktığı yer.
Kur'ân-ı
kerîmi tecvîd üzere okumasını bilmek farz olup, tecvîdi bilmeyen mehâric-i
hurûfu gözetemez. Harflerin ağzındaki yerlerini gözetemeyen bir kimsenin
okuduğu Kur'ân-ı kerîm ve kıldığı namaz sahîh (doğru) olmaz. (Ebüssü'ûd Efendi)
MEHDÎ:
Kıyâmete
yakın geleceği, Peygamber efendimiz tarafından haber verilen ve İslâmiyet'i ve
adâleti yeryüzüne hâkim kılacak olan mübârek zât.
Yeryüzünü
küfür kaplamadıkça ve her yerde küfür ve kâfirlik yayılmadıkça hazret-i Mehdî
gelmez. (Hadîs-i
şerîf-El-Kavl-ül-Muhtasar)
Mehdî ile müjdelenmiş olun. Mehdî,
Kureyş kabîlesinden ve benim Ehl-i beytimden biridir. O, insanların ihtilâf
içinde oldukları ve ictimâî sarsıntılar içinde bulundukları bir zamanda çıkar.
Mehdî, daha önce zulüm ve cevr ve eziyet ile dolu olan dünyâyı adâlet ve insaf
ile doldurur. (Hadîs-i şerîf-El-Kavl-ül-Muhtasar
fî Alâmât-il Mehdî)
Mehdî'nin
başı hizâsında bir bulut olacaktır. Buluttan bir melek; "Bu Mehdî'dir.
Sözünü dinleyiniz" diyecektir.
(Hadîs-i şerîf-El-Kavl-ül-Muhtasar)
Beklenilen
Mehdî, hazret-i Fâtıma'nın soyundan olacaktır. Mekke'de ortaya çıkacaktır. O
zaman müslümanlar halîfesiz olacaktır. O istemediği halde, zor ile halîfe
yapılacaktır. Ortaya çıkacağı zaman, yaşı ve ömrü kesin olarak bildirilmiş
değildir. (Ahmed Zeyni Dahlan)
Allahü teâlâ, İslâmiyet'i nasıl
Resûlullah efendimizle sallallahü aleyhi ve sellem başlatmışsa, hazret-i Mehdî
ile sona erdirecektir. Sayıları Bedr gazasında bulunan Eshâb-ı kirâm kadar olan
bir grup insan hazret-i Mehdî'ye bî'at edecek (emrine girecek) ve her zâlim
onun karşısında mağlûb olacaktır. Zamânı son derece imrenilecek bir şekilde
adâletle dolacaktır. (İbn-i
Hacer-i Mekkî)
MEHR
(Mehir):
Erkeğin
evlenirken kadına vereceği ve kadının hakkı olan altın, gümüş veya her hangi
bir mal yâhut menfaat.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen
buyurdu ki:
Nikâh
ettiğiniz kadınların mehirlerini seve seve verin. Şâyet ondan bir kısmını gönül
hoşluğu ile kendileri size bağışlarsa, onu âfiyetle, râhatça yiyin. (Nisâ sûresi: 4)
Mehr
vermemek niyyeti ile nikâh yapan kimse, kıyâmet günü hırsızlar arasında haşr
olunacaktır (bulunacaktır).
(Hadîs-i şerîf-Riyâdünnâsihîn)
En bereketli kadın, mehri az
olandır. (Hadîs-i şerîf-İhyâ)
Mehrin
en azı on dirhem yâni yedi miskal ağırlığındaki gümüş değerinde olan bir miskal
(beş gram yâni üçte iki lira) altından az olmamalıdır. Mehrin en çoğu ise
tahdîd edilmemiştir (sınır konmamıştır). (B.
Mergınânî)
Zevcesinin
(hanımının) mehrini vermemek ve insanların dinlerini öğrenmelerine mâni olmak
kul haklarının en büyüğüdür. (Hâdimî)
İslâmiyet'te mehr parası evlenmek
için değildir. Evliliğin düzenli, mes'ûd olarak devâm etmesi, kadının hak ve
hürriyetlerinin korunması, din câhili huysuz erkeğin elinde oyuncak olmaması
içindir. Mehr parasını vermek ve çocukların nafaka paralarını her ay ödemek
korkusundan erkek zevcesini boşayamaz.
Mehr-i Misl:
Mehir
söylenmeden veya mehir vermemek şartı ile yapılan bir nikahtan sonra, kadının,
baba tarafından akrabâsının kadınlarına bakılarak bunlara verilen mehir kadar
verilmesi kararlaştırılan altın, gümüş, mal veya herhangi bir menfeat.
Mehr-i Muaccel:
Miktarı
tesbit edilen (belirlenen) ve nikâh sırasında erkeğin evleneceği kadına peşin
olarak ödemesi gereken altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir mal yâhut bir
menfaat.
Mehr-i muaccelin verilmesi, nikâh
yapılınca vâcib olur. (Abdurrahmân
Cezîrî)
Zevci
(kocası) ölen kadın mehr-i muaccelin bir kısmını almadığını söylerse, bunu
mîrâstan alır. (İbn-i Âbidîn)
Mehr-i muaccel, çehiz masrafı olarak
düğünden önce verilir. (Feyzullah Efendi)
Nikâh
yapılırken, muaccel ve müeccel mehrlerin miktarları tesbit edilir. Bir kağıda
yazılıp dâmâd ve mevcûd (bulunan) iki şâhid imzâlayıp zevceye (hanıma) teslim
edilir. (Abdullah Mûsulî)
Mehr-i Müeccel:
Miktarı
nikah yapılırken tesbit edilip, ödenmesi daha sonraya bırakılan yâni erkeğin
evleneceği kadına sonra ödeyeceği altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir
mal yâhut bir menfeat.
Mehr-i müeccel, nikâh yapılırken
belli edilirse de, verilmesi üç şeyden biri meydana gelince, yâni vaty (hanıma
yakın olma hâli) halvet (başbaşa bir odada yalnız kalmaları) ve ikisinden
birinin vefâtı ile ödemesi vâcib olur. Zevce (hanım) ölünce, zevc (koca) mehr-i
müecceli vârislerine (yakınlarına) verir. Zevc (koca) ölünce, mîrâsından
(geriye kalan malından) zevcesine (hanımına) verilir. (Abdurrahmân Cezîrî)
Zevc (koca) zevcesine (hanımına)
olan mehr-i müeccel borcunu ayırmalı, öldükten sonra zevcesine
verilmesi için vasiyet etmelidir. Vasiyet etmedi ise ölünce mîrâs taksim
edilmeden (paylaşılmadan) önce mehrin hepsinin mîrâstan zevcesine hemen
ödenmesi lâzımdır. Zevcesini boşayınca, mehrini ödemeyen kimse, dünyâda hapis,
âhirette azâb olunur. (Muhammed Hâdimî)
Mehr-i
muaccel veya mehr-i müeccel nikahta bildirilmedi ise, kadına mehr-i misl
verilmesi vâcib olur. (Abdurrahmân
Cezîrî)
MEJDEK:
Mîlâdî dördüncü asırda İran'da
komünizmi ilk kuran şahıs.
Komünistliği mîlâdî dördüncü asırda
ilk çıkaran Mejdek adında bir İranlıdır. Mecûsî idi. Peygamber olduğunu
söylerdi. Ona göre; ateşe tapılacaktır. Her şey herkesin malıdır. Zevceleri
(kadınları) değiştirmek helâldir. Herkesin malları ve yaşayışları eşittir.
Şahsî tasarruf yoktur. Bütün insanlar eşit ve her şeyde ortaktırlar.
Biribirinin zevcesini (hanımını) isterse ona vermesi lâzımdır. Zenginler
mallarını fakirlere vermelidir. (Ahmed
Âsım Efendi)
Mejdek'in kurduğu bozuk yol,
tembellerin, serserilerin ve kadına düşkün olan aşağı kimselerin işine
geldiğinden çabuk yayıldı. Acem (İran) Şahı Kubâd Şâh da zevkine düşkün biri
idi. Bu da Mejdek'in fikirlerini kabûl etti. Kubâd Şâh'ın oğlu Nû'şirevân idâreyi
ele alınca Mejdek'i seksen bin adamı ile birlikte kılıçtan geçirterek komünizm
belâsını ortadan kaldırdı. (Hüseyin bin
Halef)
MEKÎL:
Kile ve ölçek ile yâni hacim ile
ölçülen mal.
Buğday,
arpa, hurma ve tuz dâimâ mekîldir. Tartı ile kullanılmaları mekîl olmalarını
değiştirmez. Müsâvî (eşit) olmaları lâzım olduğu zaman hacimlerinin müsâvî
olması lâzım olur. (İbn-i Âbidîn)
MEKKE-İ
MÜKERREME:
Müslümanların
kıblesi olan Kâbe-i muazzamanın bulunduğu, Peygamber efendimizin sallallahü
aleyhi ve sellem doğduğu mübârek şehir.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen
buyurdu ki:
O
(Allahü teâlâ) sizi Mekke'nin batnında (hudûdu
içinde), onlara (kâfirlere) karşı muzaffer kıldıktan sonra onların
ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekti. Allahü tealâ ne yaparsanız
hakkıyla görendir. (Feth sûresi:
24)
Şüphesiz
âlemler için bereket ve hidâyet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed) Mekke'deki
(Kâbe)dir. (Âl-i İmrân sûresi:
96)
Peygamber
efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hicret esnâsında Mekke-i mükerremeden
ayrılırken Kusvâ adlı devesini harem-i şerîfe doğru döndürüp mahzûn bir halde "(Ey
Mekke!)
Vallahi sen
Allahü teâlânın yarattığı yerlerin en hayırlı, Rabbim katında en sevgili olanısın.
Senden çıkarılmamış olsaydım, çıkmazdım. Bana senden daha güzel, daha sevgili
yurt yoktur. Kavmim beni senden çıkarmamış olsaydı çıkmaz, senden başka bir
yerde yurt yuva kurmazdım" dedi. (Hadîs-i şerîf-Halebî, Abdülhak-ı Dehlevî)
Mekke-i mükerreme Arabistan
Yarımadasının batısında, Kızıldeniz'in doğusunda 21°-30° kuzey enlem, 20°-40°
doğu boylamları arasında yer alır. Karataşlı sıradağlar arasında uzun ve
kavisli bir vâdide yer almıştır. Şehrin uzunluğu üç, genişliği bir
kilometredir. Etrafı taşlık olup, zirâate (tarıma) elverişli arâzisi yoktur.
Şehrin ortasında Mescid-ül-Haram denilen büyük câmi ve Kâbe-i muazzama vardır.
Mekke-i mükerremenin târihi, İbrâhim ve oğlu İsmâil (aleyhisselâm) zamânına
kadar uzanır. (İslâm Târihi
Ansiklopedisi)
Yeryüzünün en kıymetli yeri kabr-i
seâdet (Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi), bundan sonra
Kabe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i Haram denilen câmidir. Bundan
sonra Medîne'deki Mescid-i Nebevî (Peygamberimizin mescidi) içindeki Ravda-i
mukaddese denilen meydandır. Daha sonra Mekke-i mükerreme şehridir. Görülüyor
ki; Ravda-i mütahhera (temiz Cennet bahçesi) Mekke'den daha üstündür demek
doğrudur. (İmâm-ı Rabbânî)
Yeryüzünde
bir tâne Kâbe vardır. O da Mekke-i mükerreme şehrindedir. Mü'minler hac etmek
için Mekke-i mükerreme şehrine gider ve orada Allahü teâlânın emr ettiği
şeyleri yaparak hacı olurlar. (Eyyûb
Sabri Paşa)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder